EKOLOJİK EKONOMİ

1-      Ekolojik ekonomiyi nasıl tanımlarsınız?

En kestirme tanımıyla, ekolojik ilkeleri esas alan bir ekonomi anlayışı diyebiliriz. Günümüzün ekonomi

anlayışı, ekolojiyi ihmal ederek; hassas doğal sistemleri tahrip ederek, adeta bindiğimiz dalı keserek,

şimdilik sürüp gidiyor. Ama şunu kafalara işlemek lazım bu anlayış, “sürdürülemez” ve “devam edemez”.

Bugünkü ekonomi anlayışı; ne kadar kutsanırsa kutsansın, ne kadar “devlet dini” haline getirilirse getirilsin; hem doğurduğu sonuçlar hem de dayandığı “düşünce sistemiyle” eskimiştir. Bütün haşmetiyle ayakta görünse de, artık biz ona “Eski Ekonomi” diyoruz.

2-      “Düşünce sistemi” derken neyi kastediyorsunuz?

Bugün hala uygulanan “Eski Ekonomi” ile “Ekolojik Ekonomiyi” tam kavrayabilmek için düşünce sistemlerinin evrimine dönüp bakmak gerekir.

Çünkü; hem fizik, kimya, biyoloji gibi temel bilimleri, hem iktisat dahil tüm sosyal bilimleri, hem de aritmetik, geometri gibi sembol bilimleri etkileyen temel süreç “düşünce sistemleri” süreci ve onun evrimidir. Düşüncenin ilk evresi “lineer-çizgisel” düşüncedir. Bir evre düşünün; sorunu çevreleyen tüm koşulları ve etmenleri etraflıca araştırmadan, çözüme etkili olabilecek tüm bilgileri hesaba katmadan sonuç çıkarmaya çalışan bir düşünce yapısı hakim. Bu evrede; her sonuç tek sebebe bağlanır. Biz buna “evet-hayır” veya “siyah-beyaz” evresi de diyoruz. Oysa doğada ve onun simülasyonu olan toplumda karşılaştığımız tüm olgular lineer değildir. Her şey bu basitlikte izah edilemez.

Düşüncenin ikinci evresi; her şeyi parça parça ele alan, dünyayı parçaların birleşmesinin bütünü olarak ele alan “kartezyen” düşünce evresidir. Buradaki düşünce sistemi; çözümlemeleri indirgeyerek yapar, doğrularını bir yüzeye yerleştirmiştir. Yüzey geometri, yani kartezyen geometri bu evrenin geometrisidir. Felsefede Descartes, fizikte Newton bu düşünce sistemiyle ürün vermiş bilim adamlarıdır. Bu düşünce sisteminin teknolojisi ile uçaklar, otomobiller ve parçaların birleştirilmesiyle üretilen diğer tüm mekanik sistemler, oluşturulmuştur. Bu yüzden bu evreye “mekanik düşünce” evresi de denilebiliyor.

Bu düşünce evresinin temel değerleri rekabet, niceliklere önem verme ve çizgisel hiyerarşidir.

Düşüncenin üçüncü ve bugün yaygınlaşmaya başlayan evresi ise “holistik – bütüncül” düşünce evresidir. Bu evrede parçalar yoktur, bütün vardır… Çizgi yoktur, “ağ” vardır. Ve her şey birbirine bağlıdır. Bu düşünce sisteminde; hiçbir sonucun tek sebebi yoktur. Bu evrenin geometrisi uzaysaldır. Temel değerleri ise (Kartezyen Düşünceye kıyasla) rekabet yerine işbirliği, nicelik yerine nitelik, hiyerarşik egemenlik yerine ağsal ortaklıktır. Lineer ve Kartezyen düşünce sistemi eski ekonominin düşünce yapısı iken, holistik düşünce sistemi, ekolojik ekonominin düşünce yapısıdır.

3-      Eski ekonomi” ile “Ekolojik Ekonomi”nin arasındaki temel farklar neler?

Çok belirgin fark var… Eski ekonomi, bugün dünyadaki yaşanan tüm yanlışları, ekolojik ekonomi; arzulanan edilen tüm doğruları içeriyor. Eski ekonomi, bugün tüm haşmetiyle yürüyen ekonomidir, ekolojik gerçekleri gözetmeden sürekli büyümektedir. 1950’den 2000 yılına dünya ekonomisi 7 kat büyüdü. Ancak bu büyüme ekonominin destek sistemleriyle olan çatışmasını giderek daha çok büyütüyor.

Bu büyümeyi sağlayan ucuz fosil yakıt kullanımının, diğer deyişle petrol ve kömüre dayalı enerji sisteminin, havadaki karbondioksit miktarını olması gerekenin iki buçuk katına çıkardığını, bunun küresel ısınma ve iklim değişiklikleriyle dünyanın sonunu getirecek bir tehlike olduğunu artık herkes biliyor. Sadece bilmiyor; sanılandan çok erken yaşamaya da başladı. İsa’nın doğduğu yılda 30 milyon tahmin edilen dünya nüfusu, 1950’li yıllarda 3 milyarken, sadece son 50 yılda 6 milyara ulaştı, hatta geçti. Buna ayak uydurmaya çalışan eski ekonomi, azalan ormanlar, tahrip olan topraklar, boşalan aküferler ve gittikçe yüzeyden ve bitki köklerinden uzaklaşan su seviyeleri ile doğayı ve dünyayı mahvediyor. Bindiği dalı kesiyor. Bu gidiş devam edemez, yaşam sürdürülemez.

Kendi varlık sebeplerini yok ederek beslenen ve sözüm ona büyüyen bu ekonomiyi bırakarak ekolojik gerçekleri ve dünyanın doğal dengelerini gözeterek çalışan, dünyanın havasına, suyuna ve toprağına zarar vermeden işleyen bir ekonomi yani “ekolojik ekonomi” oluşturmalıyız.

Eski ekonomideki petrol ve kömür kullanımını terk etmek, nükleerden uzak durmak, keresteciliği sınırlamak, kullanıp atılacak ürünleri yasaklamak, bunun yerine ekolojik ekonomide rüzgardan ve hidrojenden enerji üretmek, yanmalı motorların yerine yakıt hücrelerini geçirmek, üretim süreçlerini sıfır atıklı, atıkları da yeniden kullanılabilecek hale getirmek zorundayız. Eski ekonomiyi biz değiştiremezsek, o dünyayı değiştirerek yok edecek. Ancak kurulu, alışılageldik düzenin bir çırpıda değişeceğini düşünmek de aşırı iyimserlik olur.

Kurulu eski ekonomik düzenin bugünkü hakim aktörleri  Kuzey Amerika ve Avrupa ülkeleridir. Ancak; eski ekonomik yöntemleriyle; bu hakim aktörlerle yarışan “yeni aktörler” de var. Diğer bir deyişle; eski ekonomi yanlışları ile dünyada bir yarış sürüp gidiyor. Bu yarışın doğurduğu toz duman eski ekonominin yöntem yanlışlarını örtüyor, dünyamızın geçirdiği ekolojik travmaları görmemizi engelliyor.

    4-Eski  Ekonominin hakim aktörlerinin Kuzey Amerika ve Avrupa olduğunu söylediniz. Onlarla yarışan aktörler kim? Dünya ekonomisinde neler oluyor, güç dengeleri değişiyor mu?

Artık  dünyada ; Eski Ekonomiden, Ekolojik Ekonomiye yapılacak “Büyük Geçiş” için senaryolar yoğun biçimde üretiliyor. Maksimalist dünya görüşlerinden minimalist dünya görüşlerine geçiş ve yaşam tarzlarının buna göre değişimi çok önemli bulunuyor. Çok  uluslu şirketlere, hükümetlere, sivil toplum örgütlerine düşen sorumluluklar sıralanıyor. Dünya Ekonomisinde güç dengeleri değişti,değişecek...BRIC’lerin (Brezilya,Rusya, Hindistan ve Çin) yükselişi ile yeni aktörler ortaya çıktı; Dünya nüfusunun %50 sini temsil eden bu dört ülke dünya ekonomisinde belirleyici oldu. 2040’a kadar Çin,ABD’nin yerini alacak, dünyanın süper ekonomik gücü olacak.

Çin, Hindistan, Brezilya, Rusya ve ardından “Next Eleven” denilen 11 yeni ekonomik güç odağı geliyor. Bu yeni aktörlerin eski ekonomi yöntemleriyle verdikleri mücadele ve yaptıkları yarış,ekolojik ekonomiye geçişi geciktirerek dünyaya büyük zararlar verecek gibi görünüyor. Çünkü eski ekonomi bazında yapılan yarış, fosil enerji tüketimini görülmedik ölçüde artıracak;ve bu durum  toprak ve su kullanımındaki yanlışlarla birleşerek, zaten sıkıntılı olan ekolojik yapıyı daha çok zorlayacak.

Dünyada bir ekonomik yarış olması doğaldır. Bu önlenemez ancak bu ekonomik yarışın, derhal “ekolojik ekonomi” kulvarına taşınması gerekiyor. İşte o zaman ancak dünyanın geleceğinden umutlu olabiliriz.

5-Peki bu ekolojik ekonomiye nasıl ulaşılacak. Ekolojik ekonominin, eski ekonomiden ne gibi farkları olacak?  

Ancak;bana göre öncelikle bireysel ve toplumsal bazda, düşünce devrimi, mentalite değişimi gerekiyor. Kartezyen düşüncenin her şeyi parçalar halinde gören, indirgeyerek sorun çözen, her şeyi karşıtıyla izah eden sistemini terk etmeliyiz. Aklımızı yeniden düzenlemeliyiz ve her şeyi doğada olduğu gibi holistik-bütüncül olarak ele alan; parçalara değil, ağlara ve bağlantılara dayalı bir düşünce sistemine ulaşmalıyız. Tıpkı doğada olduğu gibi olmalı düşünce sistemimiz. Her şeyi birbirine bağlayarak düşünmeli, sonsuz çeşitlilikten korkmamalıyız. Öğrenme ve sorun çözme holistik hale gelince, sosyolojik ve ekonomik sorunlar kavranılır hale gelecek ve davranışlar sürekli ve yaşar hale gelecektir. Bugünün sürekli değişimi kavrayamayan ve her şeyi dengeye kavuşturmaya çalışan ekonomik anlayışları yaşamıyor. Çünkü istikrar ölüdür. Bu düşünce sistemi değişikliği değerler sistemi ve paradigma değişikliklerini getirecektir ve Ekonomik Sistem ve Ekonomik Teori anlayışını da değiştirecektir.

6-Yani, eski ekonomi teorisi de mi değişecek?

Elbette değişecek, eski ekonominin azalan getiriler varsayımı yerini, artan getirilere terk edecek. Newton fiziğine dayalı iktisadi denge teorileri, yerini biyolojik yapılarda olduğu gibi kendi kendini örgütleyen ekonomi teorilerine bırakacak. Homo-economicus (rasyonel insan) değişken insan olarak ekonomideki yerini alacak. Sadece fiyat ve miktarı ele alan kartezyen ekonomi analizlerinden, tüm ekonomik unsurları bir arada ele alan holistik ekonomik analizine geçilecek. Özetle, ekonomi bilimi, yozlaştırılmış denge teorilerinden yüksek karmaşıklıklı, zamanın eşiğindeki kaos teorilerine doğru, diğer bir deyişle gerçek hayatın olduğu yere doğru yol alacak. Böylece insanlar akışkan, sürekli değişen, canlı bir ekonomiyi kavrayıp, tıpkı böyle çalışan doğal sistemle onu özdeşleştirebilecek bir kavrayış noktasına ulaşacaklar. Bu kavrayışla birlikte, ekolojik süreçlerle ekonomik süreçlerin çatışması bitecek, ekolojik ekonominin değerleri ve süreçleri dünyamıza yerleşebilecektir.

7-Az önce belirttiğiniz temel değer olarak rekabet yerine işbirliği konusunu biraz açar mısınız?

Doğada her şey birbirine anlaşılmaz ve kopmaz biçimde bağlıdır. Yaşam döngüsü yaşamı sürdürmektedir. Bir şey başka bir şeyin girdisidir. Önemli olan yeniden döngüye katılmaktır. Bunun adı da evrensel işbirliğidir. Kısaca doğada rekabet birimi, işbirliği ise sistemi yani döngüyü yaşatır. Bu nedenle rekabetin iklimi olan liberal ekonomik sistemi doğru kavram, tanım ve normlara kavuşturmak gerekir. Örneğin bütün ulusal ekonomiler faktör fiyatları minimizasyonu ile faktör kaliteleri maksimizasyonunu temel ekonomik hedef olarak alırlar. Oysa faktörlerde kalite; ürün piyasalarında ki rekabetle sağlanamaz, uzun vadeli program ve stratejilerle sağlanır. Yani özetle rekabeti faktör piyasalarından ürün piyasalarına indirmeliyiz, ürün piyasalarındaki rekabeti de normla (hukukla), kültürle, etikle, ahlakla besleyerek, zaten kültürümüzde var olan işbirliğine yaklaştırmalıyız.  Temel konularda işbirliği yapmak, Türk Toplumunda doğallaşmış ve bir kültür öğesi haline gelmiştir.  Bu yollarla yani rekabet yerine işbirliğini koyarak liberal sistemin ve piyasanın kültür dokusunu, ekolojik temelli olmaya hazır hale getirebiliriz.

8-Ekoloji ve ona dayalı ekonomiyi ne gibi gelişmeler dünyanın gündemine yerleştirir?

Ekoloji ve ona dayalı ekonomiyi geliştiren en önemli şey  doğaya uygun bilimsel çalışmalar ve ondan türeyen bilgi ve teknolojilerin gelişmesi ve toplumsallaşmasıdır.  Yani doğru bilimsel bulguların toplumların değerler sistemine ve teknolojiler yoluyla yaşamlarına girmesidir.  Doğru bilimsel bulgu demişken, bu kavramı biraz açalım.  Bilim, varlık sebebi olan doğayı açıklama konusunda bazen yanlış yollara sapabiliyor.  Bu yüzden bilimsel bulgular bile  kesin olmayabilir.  Hatta bilim ve ondan doğan teknolojiler yanlış olabilir.  Fakat daha kesine doğru yürünen yolda bu yanlışlar bile önemli aşamalardır.  Bu aşamalar bizi “kesin doğruya doğru” götüren süreçler olduğu için  değerlidir.  Bu yüzden bilimsel çabaların kesintisizce sürdürülmesi ve doğru bilgilerin yaygınlaştırılması ekolojiyi ve onun ekonomisini geliştirecek temel unsurdur. 

Bu açıdan yakın geçmişimize baktığımızda yukarıda sözünü ettiğimiz 19. y.y. kartezyen-mekanik düşünce sistemi ve buna dayalı bilimsel çalışmalar fizikte ve kimyada bazı yanlış yani doğaya uygun olmayan bilgi ve teknolojilere ulaşmıştır.  Örneğin; enerjide fosil yakıtları kullanan içten yanmalı motor teknolojisi ve bunun otomobil ve uçaklar yoluyla bütün dünyaya yayılması bugünkü küresel ısınma sorununu doğurmuştur.  Bu yüzden başka ve dünyanın dengesini bozmayan enerji sistemleri geliştirmek zorundayız.  Yani son yüz elli yılın enerji üretim yanlışından vazgeçmeliyiz. 

Diğer bir örnek kimyadan verilebilir.  İnorganik kimya türevleri ve onun teknolojileri, yine dünyanın geleceğini tehdit eden bir başka yaygın yanlıştır.  Son yüz elli yılda bütün dünyayı saran kimyevi gübre, zararlı zirai mücadele ilaçları ve hormon üretimi, geri dönüşümü olmayan ambalaj malzemeleri üretimi dünyanın geleceğini tehlikeye atan yaygın yanlışlardır.  Bu yüzden 19. yy.ın bu bilimsel yanlışları, 20. yy.da, yeni doğrularla değiştirilerek bilim ve teknoloji gündeminden çıkarılmalıdır.  Bu konularda yeni ve doğaya uyumlu bilimsel bulgu ve teknolojilere acilen ihtiyaç vardır. 

9-Yanlışların ortadan kaldırılmasında bireye ve topluma ne gibi görevler düşüyor? 

Doğal olarak esas görev tabii ki bireyin ve toplumundur.   Toplumların resmi örgütleri olan hükümetler; üretim standartlarını ekolojikleştirerek, ekolojik teknolojileri teşvik ederek ve vergiler yoluyla kişi ve kurumları özendirerek veya cezalandırarak ve en önemlisi ekolojik temelli yasalarla çözümün göbeğinde yer almalıdırlar.  Toplumların sivil örgütleri ise ekolojik bilinci ve duyarlılığı artıracak faaliyetleri ile ekolojikleşmeyi ilerletmelidirler.  Bu bağlamda dünyada hem resmi hem de sivil örgütler henüz tam yeterli olmasa da ciddi çalışmalar içindedirler.  Hatta uluslararası örgütler, başta Birleşmiş Milletler olmak üzere eko sistemin korunması konusunda ciddi çalışmalar içindedirler.  Konu bazı ülkelerde siyasallaşmış ve ekolojik temelli partiler “Alman Yeşilleri” örneğinde olduğu gibi hükümet ortağı olmuşlardır.  Pek çok ülkenin vergi kanunları içinde, atık ve emisyonların azaltılmasına, geri kazanımı, doğal kaynakların kullanılmasına ilişkin pek çok düzenleme vardır.  Pek çok tarımsal ürün için ekolojik yaklaşımlı standartlar getirilmiştir.  Pek çok tarımsal ilaç yasaklanmıştır.  Kısaca; dünyada son yüz elli yıllık yanlışlardan kurtulmak için bir kıpırdanma, ve giderek dozunu artıran bir çaba mevcuttur.  Ama çabanın en büyüğünü nüfusu stabilize etme ve bu stabilizasyonun yanı sıra ekolojik bilinçli birey üretme konusunda göstermeliyiz.  Ekolojik bilinçli birey siyasal tercihleriyle, mal ve hizmet tercihleriyle ve toplumdaki tüm duruşu ile dünyayı ekolojik bir kültüre ve ekonomiye götürebilecek temel unsurdur. 

10-Ekolojik ekonomiyi uygulayabilen ülkeler var mı?

Ekolojik ekonomi konusunda en başarılı ülke Danimarka. Danimarka elektriğin yüzde 15’ini rüzgardan elde ediyor. Termik santralleri yasakladı. Nüfusu dengeli, Kophenag’da ulaşımın yüzde 32’si bisikletle yapılıyor. Ancak Danimarka okyanusta bir damla. Asıl dev enerji tüketicilerinin ekolojik ekonomiye geçişini hızlandırmalı.

Dünyada da ekolojik ekonomi için gereken düşünce devrimine, özellikle fosil yakıtlardan hidrojene geçeceğimiz enerji devrimine ve atmosferin korunmasına, suların ve toprağın tam olarak korunmasına daha çok var gibi görünüyor. Bakalım bizim ihtiyar dünyamız daha ne kadar dayanacak?

11-Türkiye’deki durum ne?

Önce ülkemizin eko sisteminden bahsedelim: Eğer coğrafik olarak bakarsak, Türkiye’de iki coğrafik kıta var: Avrupa ve Asya. Oysa ekolojik olarak baktığımızda Türkiye üç ekolojik kıtanın ortasında yer alıyor. Bunlar Karadeniz’e doğru uzanan Avrupa-Sibirya, Akdeniz Bölgesi havzası ve İran-Turan ekolojik kıtası… Bu üç ekolojik kıta üzerinde konumlanmış olmak Türkiye’ye önemli bir biyoçeşitlilik sağlıyor. Yüzyıllar boyunca bu üç ekolojik kıtadan çeşit çeşit bitki ve hayvan türleri Anadolu’ya gelmiş. Bu nedenle Türkiye’nin tek başına flora ve faunası neredeyse Avrupa’nınkine eşit. Biyoçeşitliliğin ender görüldüğü coğrafyalardan biri burası. Maalesef biz bu mükemmel ekosistemi geri dönülemez bir şekilde kaybediyoruz, ne yaptığımızı bilmeden tahribat yapmaya devam ediyoruz. Bugünün acil gereksinimi için yarını harcıyoruz.

12-Eski ekonomiyi sürdürmeye devam ediyoruz yani?

Eski ekonominin reel davranışlarına bile hala ulaşamadık. Katma değer ve verim temelli bir ekonomimiz yok. Tam tersine 60 yıldır ekonomimiz spekülasyon temelli olarak çalışıyor. Türkiye ekonomisinin en eski zararlısı “kentsel spekülasyondur”. 50 yıl öncesinin Anadolu’sunun küçük ve verimli ovalarının bir köşesine kurulmuş kasabacıkları, köyden kente göçün ve nüfus artışının baskısıyla hızlı ve inanılmaz büyüklükte bir kentsel arazi spekülasyonuna konu oldu. Spekülasyonun ekonomiye geçici etkisi “haksız kazanç” oldu. Kalıcı etkileri ise yıkıcıydı. Anadolu’nun küçük verimli ovaları betonla kaplandı. 4 milyar yılda oluşmuş 50 santimlik canlı toprak dokusu, yani her yıl doğuran ana organizma, bir daha geri gelmeyecek şekilde yok edildi. Spekülasyon öyle kazançlı oldu ki, reel sektör için katma değerle uğraşmak anlamsızlaştı. Zenginleşme spekülasyonla özdeşleşti. Diğer yandan dünyanın en değerli gen havzalarından biri olan Türk toprakları, kimyevi gübreler, zararlı zirai mücadele ilaçları ve yapay hormonlara verilen teşviklerle ve tek yıllık tohum ithalleriyle devlet eliyle zehirlendi.

Türkiye ekonomisinin ikinci büyük yıkımı mali spekülasyonlar oldu. 1989’da başlayan “düşük kur, yüksek faiz, istediğin zaman gel, istediğin zaman git” temelli sıcak para daveti ekonomik ve siyasi düzeni katletti.  

Ülkenin zaten sıkıntılı olan siyasi dokusu giderek istikrarsızlaştı. 1990’lardan itibaren 15 yıl müddetle korkunç bir siyasi ve ekonomik istikrarsızlık dönemi yaşandı.  Ne siyasetçi dayandı ülkeye, ne reel sektör kaldı.  Ülkenin temel üretim faktörleri yani emeği, sermayesi, doğal kaynakları ve teşebbüs gücü dünyanın en pahalı ve bozuk faktörleri haline geldi.  Emek, verimsizliği ve üzerine yüklenen vergilerle; sermaye sıcak paranın yüksek beklenti oyunlarıyla, toprak ise; kentte spekülasyonla ve onun betonlaşmasıyla, kırda tek yıllık ithal tohumlar ve kimyevi gübrelerle mahvoldu. Müteşebbis, toplumsal sorumluluğunu terk edip spekülatörleşti. 

13- Peki ne yapmak lazım?

Bugün Türkiye hem spekülasyon ekonomisinin hem yüksek maliyetli eski ekonomi anlayışının çifte tasallutu altındadır.  Türkiye ekolojik ekonomiye geçerken bu iki düşmanla birden boğuşmak zorundadır. Ekolojik ekonomisini kurarken, öncelikle spekülasyon ekonomisini yok etmeli ve yeni ekolojik temelli ve rekabet edebilir faktör piyasalarını kurmalı, “ürün piyasalarında ise, organik temelli standartlara doğru” yönelmelidir.

Bir süreç içinde bu işler yapılırken, hiç bekletilmeyecek bir temel iş vardır.  Dünyanın üç ekolojik kıtasını barındıran topraklarımızı kentsel rantların beton tecavüzünden ve yanlış tarımsal girdi ithalatçısının zehirlerinden korumalıyız. İlk korunacak ve kurtulacak şey topraklarımızdır. Çünkü bu konuda gecikirsek kayıplarımızın hiçbir yolla geri döndürülmesi mümkün olmayacaktır.  Bu yüzden bu konu acil ötesidir.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !